Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen törende, Çanakkale Barosu Başkanı Ardahan Dikme tarafından Atatürk Anıtı'na çelenk sunuldu.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Dikme, günün anlam ve önemine ilişkin konuşma yaptı.
Dikme, yeni adli yılın hukuk ve adaletin güçlendiği bir yıl olmasını temenni ederek, "Bu adli yılda da herkes için hukuk, herkes için adalet diliyorum. Çünkü adalet ekmek gibidir, su gibidir, nefes almak gibidir." dedi.
Törene, Çanakkale 1. İdare Mahkemesi Başkanı Derviş Yıldızoğlu, Çanakkale Barosu Yönetim Kurulu üyeleri, önceki dönem baro başkanları ve avukatlar katıldı.
Av. Ardahan Dikme yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Cumhuriyetimizin ön sözünün yazıldığı, bağımsızlık meşalesinin yakıldığı, bu topraklar için toprağa düşenlerin, bir hilal uğruna güneş gibi batanların ve toprağın karabağrında sıradağlar gibi yatanların diyarında, 1915 Çanakkale Ruhunu yüreğinde taşıyan Çanakkale Barosu’nun adalet savunucuları olarak yeni bir Adli Yıl Açılış Töreni vesilesiyle bir araya gelmiş bulunmaktayız.
Konuşmama başlarken, bağımsızlık mücadelemizin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tek kurucu önderi Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere; adalete ömrünü adamış, geçtiğimiz yıllarda yitirdiğimiz tüm meslektaşlarımızı ve meslek şehitlerimizi rahmet, saygı ve minnetle anıyorum.
Ayrıca Girne Mersin seferini yaparken alabora olan yolcu gemisinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum.
Değerli Meslektaşlarım;
Bu adli yılda da herkes için hukuk, herkes için adalet diliyorum. Çünkü adalet ekmek gibidir, su gibidir, nefes almak gibidir.
Geçtiğimiz yıl bu kürsüden ifade ettiğimiz mesleki sorunların neredeyse hiçbirinin çözülmediği gibi, demokrasimizin ve insan hak ve özgürlüklerimizin daha da geriye gittiğini üzülerek ifade etmek isterim. Avukatlık mesleği dünyanın en eski ve en onurlu mesleklerinden biridir. Ancak bugün Adli Yıl açılışında bir araya gelmiş avukatlar olarak sorunlarımızın çözülmesi bir yana, adeta yargısal faaliyetin dışına itilmeye çalışılan ama buna rağmen savunmayı yılmadan üstlenen yargının kurucu unsuru olarak karşınızdayız.
Öncelikle aynı hukuk fakültesinden mezun olduğumuz hâkim ve savcı meslektaşlarımızın mesleki faaliyetlerini sürdürürken avukatlara ve avukatlık mesleğine saygı duymaları gerektiğini; kolluk görevlilerinin de avukatların yargının kurucu unsuru olduklarının bilinci içerisinde hareket etmeleri gerektiğini hatırlatmak isterim. Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat, görevini yerine getirmede bağımsızdır. Avukatlar maddi gerçeğin ortaya çıkması ve etkin bir savunma için mücadele ederler.
Yıllardır süregelen "yargının eşit üç sacayağıyız" söylemlerinin aksine hâkim ve savcılar duruşma salonlarında daha yüksek kürsülerde duruyorsa da biz bağımsız avukatlar olarak vatandaşın tam yanında durmaktan, adaletin meşalesini yakan tarafta olmaktan her zaman gurur duyuyoruz. Duruşma salonlarından ayrı kapılardan çıkmıyor, dava dosyalarının taraflarıyla özdeşleştirilerek adliye kapılarında saatlerce bekletiliyoruz; zaman zaman sözlü ve fiili saldırılara maruz kalıyoruz.
Bugün artık imalı sözlerden çok, olanı olduğu gibi anlatmanın ve gerçekleri dosdoğru haykırmanın zamanıdır: Hukuk devleti ancak bağımsız bir yargı ve özgür bir savunma makamı ile ayakta kalabilir. Yargı bağımsızlığının zedelendiği, savunmanın sistematik biçimde baskı altına alındığı bir ortamda adalet mekanizması çarklarını doğru döndüremez. Yargı bağımsızlığının olmadığı bir yerde insan haklarından, demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden söz edilemez.
Anayasanın 36. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı yalnızca şüpheli yada sanığa değil, toplumun adalet duygusuna karşı yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüktür.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, yürütmenin yargı üzerindeki baskısı ve keyfî tutuklamaların bir cezalandırma yöntemine dönüşmesi vatandaşlarımızın adalete olan inancını derinden sarsmaktadır. Tutuklama tedbirinin yaygın bir biçimde uygulanması ve somut delil şartının aranmasında yaşanan tereddütler adeta bir "önleyici tedbir" rejiminin uygulandığı algısına yol açmakta ve hukuki öngörülebilirliği zedelemektedir.
Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ihlal edilerek kişisel görüntülerin servis edilmesi, makul sürede hazırlanmayan iddianameler ve soruşturmada toplanmayan deliller ceza adalet sistemine güvensizliği artırmaktadır. Adil yargılanma hakkı yalnızca şüpheliye değil, toplumun adalet duygusuna karşı yerine getirilmesi gereken Anayasal ve evrensel bir yükümlülüktür.
Toplumsal muhalefetin ve savunmanın cezalandırılması adaletin yargılanmasıdır. İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerine yönelik açılan davaları ilk günden itibaren takip ettik; baroların bağımsızlığına yönelik yargısal müdahaleleri asla kabul etmediğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
Savunma makamının güçlü olmadığı yerde bağımsız yargıdan, bağımsız yargının olmadığı yerde de hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir.
Buradan açıkça haykırıyoruz: Hiçbir erk, otorite ya da kurum karşısında boyun eğmedik, eğmeyiz! Barolar olarak hukuksuzluğa alışmayacağız, susmayacağız ve biat etmeyeceğiz!
Değerli Meslektaşlarım;
Adli yıl açılışları sadece temennilerin dile getirildiği günler değil, somut sorunların çözüm iradesinin ortaya konulduğu milatlar olmalıdır.
Adliye koridorlarında, savcılık makamında, duruşma salonlarında karakollarda, tapularda, avukata gösterilen saygı, doğrudan vatandaşa ve vatandaşın hak arama hürriyetine gösterilen saygıdır. Avukatların duruşma salonlarında saatlerce bekletilmediği, 5 dakikalık gecikmeyle dosyalarının düşürülmediği, gerekçesiz gizlilik kararlarıyla soruşturmanın dışına itilmediği bir adli yıl diliyoruz.
Önceden münferit olan gizlilik kararları bugün çok daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu kararlar avukatları soruşturmanın dışına ittiği gibi, savunma hakkını da kısıtlamaktadır. Avukatlar inceleyemedikleri dosyalarda müvekkillerinin neyle suçlandığını bilmeden avukatlık yapmaya çalışmaktadır. Soruşturma aşamasında avukatın bulunması teknik bir prosedür değil, lütuf değil, Anayasal bir zorunluluktur.
Hukuk devletinde hiç kimse hukukun üstünde olmadığı gibi, hesap veremez de değildir.
Yargı reformu Strateji belgesinde her ne kadar zorunlu avukatlıktan bahsedilmiş, tapuda avukat zorunluluğuna ilişkin konular gündeme getirilmişse de buna ilişkin hiçbir adım atılmamıştır. Meslektaşlarımızın hiçbir ekonomik talebi dikkate alınmadığı gibi CMK ücretleri değil asgari geçim seviyesinde neredeyse harcanan emek, sarf edilen zaman ve avukatın adliye koridorlarında karakollarda uğradığı zorluklar da eklenince bedavadan hallice bir seviyeye getirilmiştir.
12. Yargı paketinde Kişisel Verilerin Korunması Kanununda yapılacak düzenlemelerle avukatlık meslek faaliyetinin önünde özellikle tapu müdürlükleri ve icra dairelerinde nezdinde karşılaşılan sorunların çözülmesi beklenirken bu konuda da herhangi bir gelişme olmamıştır.
Türkiye, taraf olması gereken Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni bir an önce hayata geçirmelidir.
Avukatlık mesleği bugün derin bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. CMK, arabuluculuk ve uzlaştırma ücretleri sarf edilen emek ve zaman dikkate alındığında "bedavadan hallice" bir seviyeye gerilemiştir. CMK görevlendirmelerinde vergisel yük tamamen kaldırılmalı veya azaltılmalı; CMK tarifesi Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne eşitlenmelidir. Alın teriyle bağdaşmayan bu sistem Anayasa’daki angarya yasağının açık bir ihlalidir.
Adli yardım payının %2’den %3’e çıkarılması olumlu bir adım olsa da hedefimiz bu payı %5 seviyesine yükseltmektir. Stajyer avukatlarımızın mali olarak desteklenmesi, bağlı çalışan meslektaşlarımız için insani ve onurlu bir taban ücret rejiminin kurulması, kamu avukatlarımızın özlük haklarının iyileştirilmesi ertelenemez bir ihtiyaçtır.
Görev süremiz boyunca görevi nedeniyle tutuklanan, haksızlığa ve şiddete uğrayan hiçbir meslektaşımızı yalnız bırakmadık. Avukatlık faaliyetleri gerekçe gösterilerek tutuklanan meslektaşımız Av Mehmet Pehlivan için TBB'nin çağrısı üzerine Çağlayan Adliyesinden İstanbul Barosu'na kadar yürüyüş yaptık. Avukata yönelik şiddetin sona ermesi için Ankara’da Güvenpark’tan TBMM’ye kadar yürüdük. Türkiye Büyük Millet Meclisinde avukata yönelik şiddetin önlenmesi talebimizi içeren beş maddelik eylem planını tüm siyasi partilere ilettik. Çanakkale’de Av. Zehra Gülbahçe’nin, Yalova’da Av. Zekeriya Polat’ın duruşmalarında meslektaşlarımızın haklarını savunduk, avukatlık mesleğinin onurunu savunduk. Savunmaya da devam edeceğiz.
Hâkim ve savcıların, avukata karşı işlenen suçlarda Avukatlık Kanunu’nun 57. maddesini eksiksiz uygulayarak bu dosyaları kendilerine karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirmelerini temenni ediyoruz.
Biz avukatlar yalnızca duruşma salonlarında değil, Çanakkale’mizin toprağının, suyunun ve doğasının da savunucusuyuz. Yaşam alanlarımızı tehdit eden vahşi madencilik faaliyetlerine ve orman yangınlarına karşı doğanın tarafındayız. Araştırmalarımız neticesinde orman yangınlarının en büyük sebebinin elektrik dağıtım şirketlerinin bakım yapılmayan hatları ve trafoları olduğunu gördük. Bu kurumlarda gerekli yatırımlar acilen yapılmalıdır; aksi halde çocuklarımıza bırakacak bir orman varlığımız kalmayacaktır.
Çanakkale Barosu olarak kadına ve çocuğa yönelik şiddetin ve istismarın daima karşısında duracak; sevgiyi, barışı ve yaşam hakkını savunacağız.
Meslektaşımız Av. Mehmet Pehlivan’ın tutuklu yargılandığı dosyaya dair ifade ettiği sitemi unutmuyor; mesleki faaliyetleri nedeniyle cübbeleri askıda kalan, bedel ödeyen tüm hak savunucularına buradan selam gönderiyoruz. Bizler cesaretle cübbelerimizi omuzlarımızda taşımaya devam edeceğiz.
Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Misak-ı Millî sınırları çerçevesinde, Atatürk ilke ve devrimlerinden, Cumhuriyet değerlerinden ve Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerinden asla taviz vermeyeceğiz. Her ne gerekçeyle olursa olsun cumhuriyetimizin temel değerlerinden, kuruluş felsefesinden taviz vermemiz asla söz konusu değildir.
Son günlerde Güvenpark’ta özlük hakları için mücadele eden gazilerimizin durumunu üzüntüyle takip ettik. Vatan için uzuvlarını kaybeden kahramanlarımızın poşetlere konulan protezlerini görmek hepimizin yüreğini dağlamıştır. Bu insanların sesine kulak verilmeli, vatan için canını ortaya koyanlarla helalleşmeden toplumsal barışın sağlanamayacağı bilinmelidir.
Sözlerime son verirken tekrar vurgulamak isterim ki: Yola çıkarken söylediğimiz gibi, hiçbir meslektaşım yalnız ve savunmasız kalmayacaktır. Görev süremiz boyunca hiçbir kuruma boyun eğmedik; Çanakkale Barosu’nun kurumsal kimliğini ve dik duruşunu daima koruduk.
Alnımızın teriyle mesleğimizin onurunu ve birlikteliğimizi koruyarak hep birlikte adalet arayışımızı sürdüreceğiz.
Başta Çanakkale Barosu mensubu meslektaşlarım olmak üzere, adalet için emek veren tüm avukatlarımızın, hâkimlerimizin, savcılarımızın ve adliye personelimizin yeni adli yılını kutluyor; herkes için adil bir yıl diliyorum.”
